Cumartesi, Haziran 18, 2016

İnsan ne için yaşar, ne ile yaşar? Ne zaman hisseder öldüğünü, ne zaman ölür? Ölür mü? Ne zaman mutludur ne zaman üzgün? Hep mutlu olur mu insan? Hep üzgün müdür? Sabah kaçta başlar, akşam kaçta? Bu şehir nerede biter? Papatya güneş mi sever? Ölülerin gölgesi olur mu? Present perfect tense nasıl kullanılır, introduction'da örnek verilir mi? Buradan havaalanına ne kadar yazar? Yirmibeşe olmaz mı? Olmaz mı diyorsun? Bağır biraz sesin duyulmuyor. Hem sen niye o kadar uzaktasın? Yanıma gel kulağına ayıp şeyler fısıldayacağım, malum ramazandayız kimseler duymasın. Ellerimi açtım, avuç içlerime baktım avuç içlerimde gözlerin, belli ki avuç içlerime bakmışsın. Uyudum, uyandım, bir daha uyudum henüz uyanmadım. Bu yazdıklarıma aldanma sakın. Rüyadayım. Rüya İstanbul'da geçiyor. Zaman konusunda net bir şey söylemek mümkün değil lakin epey kalabalığız. Şimdi, tabi sen varsın. Buradaki seni sen sen sanıyorsun, ben varım. Buradaki beni sen ben sanıyorsun. Buradaki beni ben de ben sanıyorum. Buradaki seni de ben sen sanıyorum sonra bir de geriye kalan herkes var. Geriye kalan herkes kendini bir şey sanıyor. Ben de kendimi bir şey sanıyorum, sen de kendini bir şey sanıyorsun. In the lights of information given above, herkes kendini bir şey sanıyor. Ne güzel emin olamamak. Kararlı bir kararsızlığın ortasında mutluluk elbette kaçınılmaz çünkü kararsızlık güvenli bölge. Hem senin hem değil. Hem evet hem hayır. Buna sonra değiniriz zira şimdi rüyadayız. Rüya İstanbul'da geçiyor, zaman konusunda net bir şey söylemek mümkün değil lakin epey sıcak dışarısı. Belli yazdayız.  Battaniyeyi atıyorum üzerimden. Bir ara kendi gürültüme uyanır gibi olsam da buna gücüm yetmiyor. Bir panayır yeri gibi meydan. Acayip trafik var, metrobüs kocaman bir koltukaltı gibi kokuyor. Bazı şeyler rüyada bile değiş(e)miyor.
Sen varsın işte ben varım. Yanyanayız yanyana kelimesi kadar. Ellerimiz de yanyana ben bazen sağa çekiyorum sen sana çektiğimi sanıyorsun. Sanmak ne tuhaf bir kelime. Tuhaf kelimesi o kadar tuhaf değildir eminim. Sanma bekle emin ol sonra konuş değil mi? Yürüyoruz, çokça arnavut kaldırımlı bir yolun tam ortasındayız. Evet ölçtüm, baktım hakikaten tam ortasındayız. Gideceğimiz yer ile geride bıraktığımız yere eşit uzaklıkta olduğunun farkında olmak hiçbir boku değiştirmiyor. Sağda solda oyalanıp uzatırsın ki yolu. Birine merhaba dersin, birine nasılsın... Oyalanırsın ve bakmışsın ki geride bıraktığın zaman yetmiyor, yetmemiş yaşadıklarına. Bildiğin zarardasın. Unuttum sanma rüyadayım. Bir defa olsun sanma. Sen varsın işte ben varım. İstanbul'da geçiyor. Zaman konusunda emin değilim lakin günlerden Pazar.Bir de geriye kalan herkes var geriye kalan herkes ne kadar varsa işte. Ellerim sıcak belli ki elimden tutmuşsun. Boynum sıcak belli ki boynumdan öpmüşsün. Dudaklarımda senin kuracağın türden cümleler, öpüşmüşüz ne güzel. Rüyadayız, bir tuhaf oluyorum. Sen varsın işte ben varım. Sen senin sen olduğunu sanıyorsun, ben senin ben olduğumu sanıyorum. Kolumdan öpüyorsun durup dururken, durup dururken gemiler kalkıyor rüya bu ya... Gemiler kalkıyor, sorular karışıyor, sorular kaçışıyor. İnsan, insan ile, insan kendi için yaşıyor, kendinden vaz geçince ölüyor, kendini paylaşabildiğinde, ikiyi bir gördüğünde mutlu. Sabah uyanınca başlar, akşam ay doğunca. Bu şehir bitmez, papatya güneş sever, ölüler gölgelerinin üzerine düşer. Present perfect tensei akşamdan kaynatmak lazım sabaha hala sıcaksa kullanabilirsiniz, örnek yaşayanın anlatanın harcı biraz beklemek lazım, buradan havaalanına gidilmez zaten havaalanındasınız. Yirmibeşe olmaz, evet olmaz diyorum...Uzakta değilim ben, sen kararsızsın sadece, mesafen kararında değil. Yaklaş kulağına bir şeyler fısıldayacağım. Rüya bitti... Çay içer miyiz?

Sevgili BEN,

Bi dur be oğlum diyesim var sana!  Yürü be oğlum diyesim de var! Önce ona kadar say, ona varınca gözlerinin içine bak! Ona kadar sev dünyayı! Ona gelince dur! Bir daha ona kadar say! Ona kadar özle. Onu bulunca bir ol gene! Onla bir ol! Onu anla! Bir olana kadar say diyesim var sana! Kaçtan geriye sen bul! Kaça kadar sen bil!


Biri burada neler olup bitiyor anlatabilir mi bana? Şimdi gidip kime günlerini göstereceğiz tanrı aşkına (?) Bu konuşan da kim fütursuzca(?) Ortalık karıştı? Ne nerede bulabilene aşk olsun! Aşk olsun bu dağınıklıktan geriye kalan!

"Gönül dağı yağmur yağmur boran olunca
Akar can özümden sel gizli gizli
Bir tenhada can cananı bulunca
Sinemi yaralar
yar oy yar oy yar oy yar oy yar oy yar oy
Dil gizli gizli dil gizli gizli"

Bazen seni kaybettiğimi hissediyorum, bu bazen bir türkü dinlerken oluyor, bazen yolda yürürken. Birden resim soluklaşıyor, hani Red-kit atının sırtında gün batımına doğru ilerler ya her serüvenin sonunda işte ben bazen o yolculuk oluyorum sen geride bıraktığım kasaba. Tekrar o kasabaya dönebilmek için kötülükten medet umuyor gibi oluyorum. O zaman bütün iyilik tanımları yerin dibine giriyor, kötülüğe kulluk ediyorum, bu dünya batıyor... Orhan Gencebay çalıyor bütün ağaçlar, çiçekler özenle diktiğim, her satırda kesiliyor yolum, her satır bir ayağıyla yeri dövüyor, bir parmağını bana sallıyor bütün şairler sevdiğim, sevmediğim.  En çok ben kızıyor bana beni unutmaya yüz tuttuğu için! Sakinliğim çılgına dönüyor, sabrım yerinde duramıyor telaştan. Yani ortalık fena karışıyor... İşte böyleyken böyle diye anlatıyorum alıp karşıma beni. Yürü diyor iyi gelir. Geçer gider diyor... Yürüyorum, su kenarındayım. Aklım dökülüyor ardımdan... Yürüyorum geçip gidiyor...  Kıpırtısız kalıyorum, yanımdan Haliç gidiyor yanımdan şehir... Tek duyduğum şey sessizlik. Sessizlik sessizlik sessizlik

Nasıl da özlemişim hiçbir şeyi duymayı onu anlıyorum. Bir tek ayak seslerim duyuluyor! Ne güzel! Yürüyor olmalıyım! Bir de sesi yürüyor olmalıyım diyen içimin! İnsanın kendi sessizliğini duyuyor olması ne ala... Yaralarımın iyileşirken çıkardığı sesi duyuyor gibiyim, kanımın uğultusu sağır edecek gibi kulaklarımı... Kulaklarım kendini duyuyor... Ne muhteşem bir nimet... Kalbin kalbi duyduğunu düşünsenize bir, beynin düşündüğünü düşünebildiğini, sağ elin sağ eli tutabildiğini, sol elin sol el ile çak yapabildiğini... Kulak duysun kulağı, duyar da ne var ki bunda (?) Lakin kalp kalbe muhtaç, akıl akla sol el sol ele sağ el sağ ele Bütün, bütün bunlara sahip olabilmek paha biçilemez, geriye kalan her şey için geriye kalan her şey kafi... Her şeyden geriye kalan, her şey gittikten sonra, çekildikten sonra deniz, yandıktan sonra ev razıysan ne ala ne ala geride kalana... Her şeyden geriye ben kaldım biraz, biraz da ben, sonra biraz da ben. Topla bunları koy bir bedene, beden dediğim de kalıba girmiş bir parça et, el olan, kol olan, ayak olan. Sen tutarsan kucak olan, yürürsen yol olan, seversen can olan, canım olan, sözcük olan, büyüyünce söz olan, iki parça mercan bakarsan göz olan... Baksana dersen deniz olan yunus olan.

Şimdi yarım kalan her şey yarım kalan başka her şeylerle hemhal oluyor ve belli belirsiz bir ses duyulur gibi yola çıkarken ben. Dikkat kesiliyorum. Yok bir şey... İçimden ne zaman döneceğimi bilmeyesim geliyor çıktığım bu yolculuktan. Yolculuk ne güzel hele bir de giden sensen. Baksana bir yol var içinde, sen varsın, sen varsın ya uzun ince kıvrımlı bir yol da vardır illa ki. Bitmeyen gece vardır. Bitmeyen gece varsa, ay vardır deniz varsa mehtap vardır, olmayan sabah vardır. Olmayan sabah yoksa ne güzel güneş vardır. Güneş varsa yine sen varsın, güneş varsa yaz vardır, her renk vardır. Olmayan renk var mıdır? Sen varsan olmayan renk mi vardır(?)




Salı, Nisan 26, 2016

Sen, sen olmasaydın
kimse sen olamazdı
kimsenin kıvrılamazdı saçları bu kadar güzel
gülemezdi kimsecikler böyle içten
sen, sen olmasaydın
bir sen eksik kalırdı hep evren
kimse bu kadar güzel gidemezdi bu şehirden
bu kadar özlenmezdi kimseler
ve bu kadar güzel dönülemezdi bir şehre
olur da olmasaydın sen

Sen, sen olmasaydın
bir ülke az gezerdi kuşlar göç ederken
bir sefer az yapardı gemiler
bir istasyonu durmadan geçerdi
güzel ülkeler
güzel insanlar içinden geçen cümle trenler
sen, sen olmasaydın
bir cümle eksik kalırdı bütün hikayeler
bir satır eksik
şiirler
sen, sen olmasaydın eğer
biraz eksik tanımlanırmış meğer bütün o gülmeler.

Sen, sen olmasaydın eğer
bir notası eksik kalırmış bütün o sevdiğim şarkıların
sen, sen olmasaydın eğer
kimse sen olamazmış
Can sende kimsede durduğu gibi durmazmış meğer
Sende can olmasaymış
bir can ruhsuz kalırmış heyhat!
Can sene muhtaçmış
sen olmak için
sene varılmak için yola çıkılmış
sen, sen olmasaydın eğer
bir yol yarım kalırmış...





Salı, Nisan 19, 2016

Şimdi susuyorum gözlerine
sesin kulaklarımda çınlıyor
kaldırıp kafamı gökyüzüne bakıyorum
bulutların arasında izi kanatlarının
ve yorgundun
dinlendin mi artık?
dindi mi sızıların?
uykusuz kaldın
uzun zaman
doydun mu gecelere?
hiçbir şey tutmadı yerini tutmayacak bilirim
ve gittin sen
sabah erkendi
gittin hiç gelmedin
gördüm nasıl azalırmış insan
nasıl bitermiş
gördüm sabahın en karanlığını
gördüm en derinini kuyuların
gördüm en dönülmez akşamların
en uzak ufuklarını
gördüm çaresizliğimi
gördüm ne kadar da güçsüzmüş meğer ellerim
şimdi hep bir şeyleri susuyorum
her cümle biraz eksik
her yol biraz kısa
her mutluluk yarım
sen yoksun
gittiğim her yer
bir eksik
her şey biraz olmamış işte
elbette her şey dahil...

Pazar, Nisan 17, 2016

Su kenarlarından geldim
ellerimde yosun kokusu
kulaklarımda hiç görünmeyen bir şeylerin sesi
yunus mu desem yoksa yunus isteyen bir ses mi?
aklımda bir orman
aklımda bir okyanus
aklımda akıp giden kilometreler
aklımda sonu olmayan yolculuklar
hiç göndermem düşüncesiyle yazdığım
bir mektup girizgahı gibi bekliyor kapıda çantam
gözlerim kapıya bakıyor
ayaklarım orada işte bir yerlerden eve dönüyor
çokça yokuş
çokça arnavut
dilim döndüğünce kelime yapıyorum harflerden
cümle, kelimelerden
mektuplar, yolculuklar, uzun su kenarı yürüyüşleri, molalar, çaylar, kahveler, şaraplar
cümlelerden taşan
elimin üstüyle siliyorum
kağıttan taşan harfleri
kiri kalıyor tırnaklarımda  ne güzel
yine ne güzel ne güzel diyebilmek
aklımda kimbilir sen...



Cumartesi, Nisan 16, 2016

Ellerini açtı,
uzun, mavi, dalgalı çokça,
ve bol güneş yolculuklar taştı gözlerime,
tuttu ellerimden şehre sürdü parmak uçlarımı
gözlerim doldu gözlerinden
ayak uçlarımda sebebi sen bir gülümseme
gecenin kaçıydı ne önemi var
koşar adım uzaklaştım kederden
insan sana bakınca
güneşli günlere de bakıyor
"çaresiz"
çaresiz burada tırnak içinde
dünyanın en güzel çaresizliği
sana bakınca bir gök kuşağına bakıyor olması insanın
yani yedi renk
yani yağmur
yani güneş
yani hadi çıkalım
yani işte bak orada
yani
yani mor da var mı?
yani bir elinde ucundan ısırılmış ekmek
bir elinde kocaman bir yüz dolusu şaşkınlık
yani bir o kadar çocuk
bir o kadar kadın
gözlerini açtı
rengarenk, hafif rüzgarlı, bol yunus, bol vapur, bolca su kenarı bir şehir oldu
altımız, göğümüz, sağımız, solumuz
durduk
yorulduk diye değil
koşmamak uğruna
koşup düşmeyelim diye durduk.
insan sana bakınca, sana bakıyor
ne güzel
ne güzel diyebilmek
ve ne güzel
ellerin ellerimde
koluna girmiş gibi şimdi cümle güzelliğin
cümle denizler, cümle çiçekler, cümle uzun güzel ferah yolculuklar içindeyim
şimdilik yanındayım ne güzel
ne güzel şimdisi bütün zamanların
ne güzelsin şimdide sen
yitirmeyen, beklemeyen
hiç bitmeyen...
şimdi,
sen
ne güzel...






Salı, Mart 22, 2016

Merhaba!
Dışıma vuruyor için
yüzümde senden arta kalan bir tebessüm
bir rota vermişsin
adımlarımda git dediğin yerler
biraz deniz kokuyorum
biraz yalnızlık
yalnızlık
o nazenin kelime
ceketimin cebinde kalmış susamlar gibi geliyor ellerime
başlayıp başlayıp kenara kaldırdığım kitapların bitirilmemişliğinden.
üstelik dudağımda da bir ıslık bilmem neyi terennüm ediyorum
derken mutluyum gibi oluyor
mutluluk kelimesini cümle yapacak kadar en az
işte şuramda bir sızı
şuram dediğim de
gitmediğim görmediğim yerler
ne de farksız yakamozdan
ne de yakın
ne de büyük
ve ne de ürküyor geçen her kayıktan
durgunluğum
"vuslata kaç asır kalmış kadar çaresiz miyim?"
diye soracağım geliyor
korkuyorum bütün cevaplarından
sormaya yeltendiğim bütün suallerin
o mezkur yalnızlığa kaçıyorum gene
sen gidince gelen
ve giden sen gelince
kış gibi bahara eriyen
ya da bahar gibi sokulup koynuna şubatın
çiçekler doğuran
dışıma vuruyor için
elimde senden arta kalan bir merhaba
katlayıp iç cebine sakladığım ceketimin
Merhaba!