Perşembe, Aralık 18, 2014

Yüzündeki beyazlığı sordum
üşüdüm dedi
üşüdüm
tekrarladı bunu
tekrarladı ısınmak için
ağırdan alıyordu konuşurken
bir şeyi erteliyor gibiydi
yetişmek için başka bir şeye
gözleriyle yere bakıyordu
elleriyle bana
elleriyle göz göze geldik
gözleri gözlerimden tuttu
koşmadık
durduk
nefes nefeseydik
yüzyıllar öncesiydi
yüzyıllar öncesinin sessizliği bir de
ağzımda onun soluğu
bu akan onun teriydi
ısınmıştı belliydi
konuşurken ağzından dumanlar değil
sözcükler çıkıyordu
ve
"bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti"
tutamadılar
çünkü iki kişi değildik
kim bilir kaç kişiydik
kaç geçmiş
kaç kış
kaç yazdık
sustuk
kapandı bütün aralığı bütün
 avazımın
büyük bir gürültü kopuyordu sana bakarken ben
sadece benim duyduğum
ve sen de sen değildin
kimsenin kimse olası yoktu
akşamdı biraz
biraz da kırık dalların arasından deniz
ve yalnızdım
bıraksalar ikiye bölecektim kendimi
korktum
düşer bayılırım belki
çünkü ben tutuyor beni
bırakmadılar
tutmadılar
ve koltuğumun altında
uzun, gevrek bir sonbahar
kendime bir şeyler hazırlıyorum
ve bir şeyleri kendime
önce ışıklar yanıyor
görüyorum
bütün sandalyeleri ters çevrilmiş içimin
bütün gidenlerin ardından
sonra pencereler açılıyor
içeri doluyor içeri dolabilen ne varsa
elbette nefesin dahil
gülüyorum
ben bazen gülüyorum
sonra yorgun az önce sigara içmiş bir ses
bir şarkı oluyor
sadece susarak özleyebilen
dinliyorum
ben bazen dinlerim
susan ne varsa
elbette özlem dahil
"seni dinlememi istiyorsan
konuşmayı bırak" diye bir satır
kesiyor aklımı keser gibi bir kağıt dalgınlıkla bir parmağı
anlatıyorum sonra
anlayamadığım ne varsa
anlayamıyoruz
bir çıkmazın ortasındayız ne güzel
ne güzel biliyoruz neresindeyiz neredeysek artık
ve ne önemi oluyor bir önemi olan her şeyin
aynı gökyüzünün altında
ve yakınken birlikte eşlik edebilecek kadar radyodan yükselen şarkıya
sen üzerime bir hırka veriyorsun sonra
yüzümdeki beyazlığı sormadan
ben susuyorum burasında zamanın
susuyorum bütün olmazlarını
ben susarım bazen bütün kasvetini bütün ömrümün
elbette ölüm hariç değil.



Çarşamba, Aralık 17, 2014

Uzun,
bir çırpıda söylenemeyecek sözcüklerin ortasında
nefes nefese
ve tedirgin
sürekli ardıma bakıyorum
ardım?
ardım da bana bakıyor
ardım benden gayrısı
ben ardımdan arta kalan
nerede biter nerede başlarım
bilmem ben
sen neresi orası dersin
ben orası burası
uzar muhabbet
uzar hiç bitmeyecek sandığım geceler
uzar aldığım bütün dersler
uzayan bütün hüzünlerden
"bir boşluktan düşerim bir başkasına"
ve düştüğüm yer başka bir boşluk gene
yirmisinde bir muhabbetin
en güzel yerinden devşirilen
sorar genç kız:
Doluyor mu bari?
Dolmaz der adam
Dolar mı boşluk
yorulur sadece
Dolar mı boşluk orayı doldurandan bir tane daha yoksa.

Pazartesi, Aralık 15, 2014

Uykusuzluğun en çakır gözleriyle
bakıverdi uzatıp kafasını
gecenin ortasına
uzatır gibi bir çocuk
çağırmak için babasını kahvenin kapısından
annesi tembihlemiş gibiydi.
çocukların giremeyeceği yerler vardı çocukken
büyüyünce hiç çıkmayacakları

Dalgınlığımdan istifade et ne olur
sayılmasın büyüdüğüm
çelik çömlek patlasın
yeniden saklanayım koşar adım
çocukluğumdan bir şeyler yap
tahta at mesela
sonra bütün tabancalardan mantar
balon patlatan
atılınca üç beş metre uzaktan

Kar yağardı sonra
 uzun uzun bakardık
annemin gözlerinden anlardım
burnum ne kadar kızarmış
ve daha kaç kartopu lazım bu karı adam etmeye
Biz uzaklara giderdik
 çok uzaklara
yani çok uzaklara diyorsam
 çok uzaklara
kardan adam yapardık korkunca
başımızda bir büyük
parmak uçlarımız sarhoş soğuktan
altımızda naylondan bir şey
altımızda dünyadan bir köy
üstümüzde kalın içlik
yün fanila
örme eldiven
üstümüzde
Allah baba
küçük harfle yazmaktan korktuğumuz
kızar diye babaannem
üstümüzde dünya
nereye gitsek dünya
nereden gelsek dünya


Uyudu sonra
kapandı gözleri
kapanır gibi bir kapı
bütün meraklara
çocuk döndü arkasını
koşarak ve ürkek az biraz
paçalarında çamur
yüzünde soğuk bir akşam üstü
yüzünde pazar akşamı
pazartesiyi iple çeken
salı olsun diye
ve çarşamba ve perşembe
gerisi malum
uzun eski bir hikaye

Perşembe, Aralık 11, 2014

Hikaye isen bir sokağın ortasında
ve saklanmışsan bütün şiddetinle
ortasına bir avucun
ortasında ortasının sokağın
başlarsın
ilk adım
korkarsın
serilir olup biten ne varsa
serilir ucuna adımlarının
ve eklenir adımların bir sonrakine
hikayeysen
başlarsın

düğümlenirsin sonra
bir önceki bütün düğümlerine
ve sonrakine
kaybolur gibi bir sokağın ortasında
bitmiş gibi bütün parası
ve açsındır üstelik
bunu konuşmayalım şimdi
bir kitap bakarsın
bir şarkı
bir insan
bir anne ararsın
sabahın beşinde bazen
bazen yarısına bakarsın gecenin
öteki yarısından
bir ayağın çukurda
annenin alıp götürdüğü taştan
insansın yaşarsın
ve sıradan bütün bunlar
evet ne olmuş yani
hüzünlenirsin
aklında
çizgisinde avuçlarının
rakı kesiği
kavun balı
çerkez peyniri
daha dün gitmişsin Eminönü'ne besbelli
bıyıklarında çifte kavrulmuş kahve
gözlerinde lokum tadı
gülümsersin değil mi?
hikayeysen düğümlenirsin


çözülürsün sonra
çözülür gibi rakıda su
suda buz
buzda hüzün
hüzünde hikayesi ömrünün
hikayeysen çözülürsün
çözülürsen
kavuşursun
kavuşursan
kavuşursun

Salı, Aralık 02, 2014

Bir mucize olsa
ve dağınık
ve kırık da olsa
bir tekneden denize insek
ve ıslansa paçalarımız
ıslansa uykusuzluğumuz
ve sırıl sırıl baksak
uzun uzun
hep bitmeyecek bir cümleye
başlayacak gibi
sonra yetse nefesim
bir şarkıyı ıslıkla bitirinceye kadar
bir mucize olsa
ve unutsam ben her gün anımsadıklarımı
unutsam tırnaklarımın arasındaki toprağı
unutsam yüzümden akan
yüzüme akan
unutsam aklıma akan yağmuru
şimdi çok sonra değil şimdi
bir mucize olsa
değişse bütün fotoğraflar aklıma kazınan
aklımı kazan
yani mucize olsa diyorum
zaten bir mucize nedir ki kendinden başka.
öyle değil mi
bir mucizenin olması şimdi sonra değil şimdi
nedir ki bir mucizeden başka
İnsan yine de inanmak istiyor
inanmayan ölür
bir de aldanan
bir mucize olsa ve
anlasam ben olmayacağını bir mucizenin
sonra belki vazgeçerim
bütün ayrık yazılan sözcüklerden
herşey dahil
tamam varsın mucize olmasın
varsın değmesin deniz
değmesin ayaklarıma
ne çıkar
"yani ne çıkar diyorum"
ben bitirmesem bir şarkıyı ıslığımla
bir yağmur yağar
yüzüm akar
aklım akar
şuncacık olur
yani şuncacık işte
bitiremez
bulamaz şu şiire
şu şiiri bitirecek bir mısra







Salı, Kasım 11, 2014

Alel acele dağılmış bir şehrin
denize bakan bir köşesindeyim
ve tepside kalmış bütün çaylar benim artık
ve artık bir ömrün ortasındayım neredeyse
buruşturulmuş bir yazım hatası kadar masum olmanın hevesindeyim
yüzümde zerre kızarıklık bırakmayacak bir aklanmanın peşinde.

Büyük adımlar atmayı deniyorum
küçük görünsün diye şehir
ve kısalsın diye yol dediğim görünmez
soluklanıp soluklanıp kusuyorum ömrümü ömrümün ortasına
benler dağılıyor ve
kursağımda bir zehir tadı
alnımda annemin avucu
ağzımda çocukluğumun tadı
akıyorum içimle birlikte
ben beni bilmediğim yerlere götürüyorum
gömleğimde vişne lekesi
ceplerimde burnukızıl mürdüm eriği
ve atlar geçiyor üzerimden
boş bir harman yerinde

Kıvrılan yol ile birlikte kıvrılıyor kasveti ömrümün
mücadelelerden
çelişkilerden ve kocaman bir yokluğun ardından sesleniyorum kendime
parmaklarımda iki konuşmazın duymazın öfkesi
gözlerim çınlıyor
çarptıkça boşluğa çığlık çağıran her parmak
serçe parmağın öfkesiyle sarsılıyor bütün ağırlığım
pencereler
kapılar çarpılıyor
ve kırılıyor ne varsa kırılabilen
elbette kalp dahil
ve eziliyor
hüznüm olur olmadık çıkıveren ortalığa
eziliyor umudum, inancım
ve yüreğim kalbe hiç benzemiyor
kırılmaktan uzak
ve harap ezilmekten
seni bekliyorum desem
meçhul
dilinde gelmezin bulmazın uzaklığı
"dağılan pazar yerleri" misali çürüyorum
ve üşüyorum boşalan bir tren istasyonu gibi
Ellerimden tut
ve ceketimden giydir beni kendine
ve ilikle teninle tenimi
gözümle gözünü
kokunla kokumu
yalnızlığına kat çoğalt beni
ve doldur doldur
sürekli boş görünen
sürekli dağılan şu güzelim
şu yaramaz şehri



Çarşamba, Kasım 05, 2014

bir sınav esnasında Ali'nin halini anlatır şiirdir...

Ellerimden kayıyor ellerim
kendimi tutmaktan çok uzak
uzaklara kapı komşuyum
ellerimde sıkı sımsıkı yumruklar saklıyorum
ve duvarlar bakıyorum kendimi vurmaya
yıkmaya üzerime 

Yürümek kadar sıradan olsa her şey
her şeyi ayrı yazabilmek kadar kolay
oysa annesi ölüyor insanın
ölmüş gibi oluyor herşeyi
ölümün birleştiriciliği dağılıyor havaya
hava dediğim de dünya işte
birleşiyor ayrı yazılan herşey
senvebenmesela 

sonra bütün açık kapılardan dönüyorsun
araf değil bu 
eşik belki 
dönüyorsun 
döküldüğün bütün bütünlerden
yaprak hiç değilsin
ve ağaç değil bütün bütün gömdüğün tırnaklarının arasına
gömülmesi bir ömrün
çocukluğun dahil
dahil senden gayrı ne varsa