Pazar, Ocak 25, 2015

Şimdi ne yazsam olur
Neyi özlediğini bilmiyorsan eğer
çok sıkılır canın
uzun, bakarken yorulduğun bir boşluğun
baş ucunda
iki yanından taş duvarların uzadığı
boynun da tutulmuşken üstelik
biri seslenir
dönemezsin ardına

tuhaf bir uykusuzluğun sabahında
kendine çay demleyebilecek kadar
inanmak isterdin "kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olduğuna"
ve yıkanırken sen
birinin çayını karıştırırken çıkardığı sese kulak vermeyi
eş tutmayalı mutlulukla
nereden baksan üç yıl var
üç kış üç bahar üç güz üç yaz


Ağlamıyorum
bütün bunlar ben uyurken olsun isterdim
yani ne varsa başıma gelen
elbette ben dahil
kırılması kalbimin
kırılması gibi parmak uçlarımın ek yerlerinden
dalgınlığım sonra
üzerimden geçen düşünürken
kırdıklarım kırılmamış olsun mesela
isterdim
çünkü insan istiyor
yapamayınca
istemediğimiz hiçbir şey yok
elbette istememek dahil
istememek istiyorum
üç bilemedin dört şarkı boyunca


Bitti arınmak
yok öyle yağma
insan nedir ki hem
çaresizliğinden başka
bu böyle olmaz
dediğim son günü dün gibi hatırlıyorum
çünkü dündü
kaçmaya çalışırken kendime takılıp düşmem
benden elbette bir şey olur
ben hariç değil elbette
uyanırım bir sabah
kendimden
kendime bir köprü olurum
basarak yine kendime
kendime varırım
bir yere emanet bıraktığım
yıllar yıllar önce
daha siz yokken menzilimde

Çarşamba, Ocak 21, 2015

Ağlıyorum kendime
bir örümceğin sudaki çaresizliğini
ellerimle ve hunharca
hunharca burada tamamen laf olsun diye
bir örümcek sessizliği ile paylaşıyorum
bütün gürültümü
çıt çıkarmayan
misal akışını kanımın oluk oluk
misal çıtırtıları
duyulan iyileşirken etime batan tırnak
göz kapaklarımın savurması şuncacık rüzgarı birbirine
geçerken biri ötekine
sonra bir kaç tabak kaşık  sesi
açlığımı doyuran
ve bardaktan çıkan o ses çarpınca dişlerime
çokça çörek otu
yeşil kırmızı biber
sonra bıçak ve tahta
cızırtılı bir makam yandıkça biraz daha artan
bütün bu gürültünün ortasında
aynadaki milyonlarca akisle
ve ölü yahut ölecek bir örümceğin
gözlerine bakmaya çalışarak
kör olmayı göze alarak
zira hiçbir şeye bu kadar yakından bakmamalı insan
ben bunu da sonradan öğrendim
sonradan öğrendiğini öğrendiğim gibi insanın
bir şairden satırlar çalarak
kesiyorum tam ortasından tam ortası görülebilen ne varsa
elbette ellerim dahil
kanıyorum parmak uçlarıma
usul usul damlıyorum
nasıl akarsa bir dere
ağustos sıcağında
öyle
ikna etmeye çalışarak kendini
olduğuna bir deniz
bu istikametin eninde yahut sonunda

Pazar, Ocak 18, 2015

Çok özledim seni. Her şeyden en az iki tane bulunur
senden bi tane daha yok
bunu her saniye bir kez daha anlıyorum. Bir şeyi her saniye bir kez daha anlamak çok zor.
Gittiğini gelmeyeceğini biliyorum
her saniye bunu bir kez daha biliyorum.
bir şeyi her saniye biliyor olmak da çok zor. Az önce patiklerini giydim.
Ayaklarım
sen giymiş gibi sıcak şimdi.
Nereye gitsem olmuyor
her yer çok yakın
gözle görülemeyecek yerler lazım bana
sen nerelere vardın şimdi
soğuk mu oralar
orada da var mı mevsim
gün yıl ay

dindi mi gerçekten ağrıların
herkes daha iyi bir yerde olduğunu söylüyor
artık canın acımıyormuş
bu gece rüyama gel
yüzünün güldüğünü göreyim
bilmiyorum haberini aldın mı ama
askerliği hallettim
gözün arkada kalmasın
Yiğit büyüyor
babam ona süt ısıtıyor ne zaman arasam
merak etme her gün arıyorum
babam Yiğit'e her gün süt ısıtıyor.
Ferdi de iyi
bıraktığın gibi
Halamda kalıyor
bilezikleri aldık geçen
dün de alyans bakmışlar
anlayacağın o da evleniyor
davetiyeni hangi meleğe bırakalım
Melek içinde bir bebek büyütüyor
yakında koynunda büyütecek
senin adını vereceklermiş
senin huyunu alır belki diye


Ben,
bildiğin gibiyim
arızalı
yokuşlar çıkıyorum
yalan yok
sen üzülmezmişsin artık
yokuşlar çıkıyorum
eve giderken
evden çıkarken
her adımda birçok şey
birçok şeyde sen
amaçsız gibiyim gittin gideli
tamam evleniriz
başlama gene
şaka şaka sen yeter ki başla
bu gece rüyama gel belki
meleklerden birini ayarlarsın bana
vardır senin gözüne kestirdiklerin


Sensizlik her şeyin biraz eksik olmasıymış
bunu sen varken anlamam ne kadar zorsa
sen yokken yok saymam da o kadar zor.
ne yana dönsem önce yüzün görüyor beni
sonra ben ne yanı
her şey seninle başlıyor
ben dahil
hala anlamış değilim
neler olup bittiğini
hastaydın
canın acıyordu
acın sen uykusuzluğun
bir otobüs yolculuğu kadar uzaktı ancak bana
şimdi
ne yana gitsem
idrak edemeyeceğim kadar
kabullenemeyeceğim kadar uzaktasın
kaç gün alır
kaç ay
kaç yıl sana varmak
ancak bir ömürlük uzaktasın
varsa bildiğim bu
seni gören yok henüz
senden başka
korkuyorum bazen uykularımdan
bazen kocaman bir salyangoz oluyor bahçemde toprak
sen geldin sanıyorum binip sırtına
Allah aşkına anlat
neye binip gidiyor bir insan oralarda bir mezardan bir mezara.


numaran duruyor
kapattırmadım hattını
bir gün arayacakmışsın gibi
muntazam ödüyorum faturanı
hiç merak etme
tamam tamam
yaptırdım cumaları pazarları bedavanı
her yöne
arada gidiyorum alıp başımı
sessiz sakin bir köşede
birçok şey düşünüyor insan
ben en çok seni düşünürdüm
buydu bildiğim
ben en çok seni düşünüyorum
kim bilir nerelere vardın
yol bilmez iz bilmezsin
bu gece rüyama gir
annem giderken beni neden uyandırmadın...


Sana Mutluluğun Resmini Çizebilir miyim Abidin?

Seni senin gözünle görmek isterdim
seni benim gözümle gör
sen senle göz göze gel isterdim
ben gözünle göz göze kalmak
oturmuş bir duvar üstüne
(bıraksan yıkılacak biraz sonra)
bir elinde Niğde gazozu
ötekinde ay çekirdeği
daha önce hiç susmadığımız
bir şeyi susuyoruz
karşımız Galata Kulesi
Altımız İstanbul
üstümüzde kocaman bir boşluk
elimize yüzümüze bulaştırdığımız
elimizden yüzümüzden



* Bu sana değil sen'e yazılmıştır

Perşembe, Ocak 15, 2015

Akşam olur
sarı sokak lambalarının bakışları arasında
yürürüz
ben ve gölgem
konuşurum onunla
susarım
kızarım ona
sen bilmezsin
kimim ben
sen kimsin
bilmem ben
bir gölgemi bilirim
bir de ne ne kadar eder canım çektiğinde 

Ayağımın ucundan başlar gölgem
gölgem nerede biter
bilmem ben
bildiğim seni bilmediğim
bilmediğin senin beni
gördüğün her gün
sabahtan akşama
düşündüğüm akşamdan sabaha
sabahtan akşama


Gölgem terbiyesizdir benim
kadınların bacaklarına dolanır
karanlık kalabalık caddelerinde
karanlık kalabalık bu şehrin
sorsam 
yetmez gücü kızarmaya
sorsam dili lal
anlatmaya
gitsem 
görünmez bir düğüm ışık aramıza
bağırsam 
susar
bağırdığım kadar

Akşam olur 
başlarım biten bir günü yaşamaya
en ortası gibidir şimdi herhangi bir perşembe akşamının
mübarek diye anılan
gölgem dua eder mi bilmem
ben unuttum
içimden ediyorum diye yalan söylediğim bütün duaları
unutmam lakin elektrikler kesildiğinde
karşı duvarda
gölgemin benimle oynadığını
kurt köpek ve V harfi yapardık
bilmeden hiçbir harfin sadece harf olmadığını 
duvardan orman
ormandan kurt çıkardı
çocuktum
ve o zamanlar 
ellerimden başlardı gölgem
gölgemden başka da bir şey değildi gölgem
"Biz büyüdük ve kirlendi dünya"
kirlendi ellerimden başlayıp kendinde biten ne varsa
"elbette" gölgem "hariç değil"




Salı, Ocak 13, 2015

Dur şimdi
başlarız birazdan!
birazdan ay başlar
başlar hanımeli
yaz gelir aklıma
aylardan haziran
günlerden pazartesi
saat şimdilik sabaha vuruyor kendini
çarparak rüzgarına
yelkovanın
göz kapaklarımda bir akrep intiharı
ve burnumda tütüyor annemin şefkati
yanaklarımda dört mevsim bir kuraklık şimdi yokluğu
kendimi sakladığım
hiçbir yağmurun gideremeyeceği

Dur ne olur!
yorgunum
ellerimden tutma
bırak yıkılayım içime
ve ne halim varsa olsun ayan
göreyim
göreyim
göreyim
gözüme dallar batsın
ayaklarıma çiviler
çekeyim
çekeyim kahrını
kabulüm
parmak uçlarımdan tutuşayım
kendimle
kucağında ağustos sıcağının
can atan kendini eylüle yamamaya
ve görülmesin isterim dikiş yerlerim
biraz şefkat neme gerek


Bekle biraz anlamadım
tekrar sevebilir misin beni en başından (?)
tane  tane ve bir mevsimi sever gibi
misal yaprağından sonbaharın savuran kendini vura vura rüzgara
ilkbaharın tutkusundan usul usul sevişirken açmak telaşı açılabilen ne varsa
toprakla
ortasından kışın nereye gitsen soğuk
nereye gitsen sıcak bir şeyler çeken canıyla
ve bütün meyvelerinden yazın karınca biriktiren sakallarımda
bu kez böyle sev
vurma duvarlara
yeni boyadım
bütün renkleriyle bir görmek halinin
dur bozma daha yeni demledim
kimsesizliği
yalnızlığıma su çektim
on dakika bilemedin bir kaç yıl bekleyelim
sus
ma
san
konuş
san
geçecek gibi
dirseğimdeki ağrı
baş parmağımdaki yaralar
tutulması boynumun
sana bakarken

video

anlat tek sözcük kullanmadan
duyayım bütün dehşetini
sessizlik neymiş meğer
sonra iki çay
sonra iki tane daha
günah benim kime ne ?


Pazartesi, Ocak 12, 2015

Derin Futbol...

Hep gelişine vurdum topun
sağdan ya da soldan gelen ortalarla
bir kerecik gelmedi aklıma göğsümde yumuşatıp
kolaçan etmek ortalığı
var mıydı acaba pas atacak bir arkadaş
golü ben mi atmak zorundaydım hep
takım kazansa yetmez miydi?


3 dakika sonra

Bundan sonra topun gelişine vurmayacağım
önce bir göğsümde yumuşatıp
etrafa bir bakacağım
bakalım var mı pas atacak insan
golü ben atmak zorunda değilim
hep
takım kazansın yeter.