Pazartesi, Kasım 30, 2015

El yordamıyla aralıyorum sabahı
Az biraz sonra bir aralık
en sevdiği gecenin.
bilmem kaç saattir kapanmamış gözlerim
gözlerimde ne gezer uykudan zerre
bütün dünyayı kaldırabileceğinizi düşündüğünüz anları düşününüz
tam ortasındayım böyle bir denizin
şehir evlere dağılırken
gözlerim gözlerine dağılıyor
parmaklarım ellerinde unufak
ve fakat her zerremde tarifi ne mümkün bir kudret
kudretimden uzun, sonsuza çalan yolculuklar çıkarıyorum
uzun, sonsuza çalan bir sen
gözlerime bakıyor ayak uçlarım
şaşırıyoruz işte burada
senin bu denli güzel olmana
ve bakmana bu denli güzel
ve olup bitene ne varsa sen ile ben arasında
şaşırıyoruz
ve bir masa kuruluyor
ellerin dolaşıyor ne güzel
ellerin odamda
ellerin boşlukta işte
ellerin bardaklara değiyor
gözlerimde cam kesiği
kanıyor şimdi ne görsem
ne güzel
ne güzel sen kokmak
demek ki sarılmışsın
demek ki sımsıkı
ne güzel


en sevdiğim şarkılardan da mutluluk yapıyorum
ne güzel yine
ne güzel demiş miydim?
mutluluk alıp mutluluk satıyorum ne güzel
aldırış etmiyorum üçlere beşlere
kulağımda çok tanıdık bir ses oluyor susmaların senin
eşlik etmek için susuyor avazım
ne güzel
ne güzel sana
göremeyecek kadar seni yakından bakmak
ne güzel
ne güzel ellerin
ne güzel ellerimde işte
ne güzel tenin tenimle çarpışıyor
ne güzel karışırken terin terime
ve soğuması dört çayın birden
ne güzel gözlerine bakarken ben


En olmadık sabahlardan yün patik öresim var sana
en olmadık zamanlardan en olmadık cümleler dökesim
en olmadık yolculuklardan sana varasım var
çalasım kapını
karşımda göresim var seni birdenbire
ve sonra ardımda
sağımda solumda derken
ne güzel
ne güzel dört tarafı gece ile çevrilmek
ne güzel çarpması dizlerimin
arada dizlerine
ve tarifi ne mümkün halleri tarifi ne mümkün diye tarif etmek
seni tarife cümleler bulmak ne mümkünken...

saat 04:01 hayır 04:02...

Anlamını yitirdiğim ne varsa orada işte
orada
gökyüzü gibi misal
orada işte
üşüyünce örtündüğüm ne varsa yorgan diye
karşımda
ve ardımda
sağımda ve solumda
gecemde
bir daha gecemde
hep gecemde
gündüz de gecemde
gece de
çocukluğum gibi duruyor karşımda gözlerin
ben
bilirsin işte
üçlerde beşlerdeyim gene
aklımda aklımda aklımda
aklımda aklımdan hiç gitmeyen bir şey
hiç olmamış gibi bir şey
bütün sorular yanıtlanmış da kitap kapatılmış gibi bir şey
elleriyle silgi kırıntılarını süpüren ayak uçlarına
sonra çok tanıdık bir elden su içmek gibi
seni düşünmek...
seni düşünmek sadece seni düşünmekle tasvir edilecek
sonra gene sabahlar olacak
ve gene uzun ince biryol yolculukları
geceden alan beni ve götüren geceye
iki gözünün arasında salıncak kurmuş bir çocuktan ne farkım kalacak neredeyse
görmek için gözlerini karşıdan var gücüyle savuran kendini
ve sen şimdi yüzüne rüzgar vuran bir çocuk hayal et
ne olup bittiğini anlamaya çalışan

cevabını aradığım kaç soru varsa
orada işte
orada ve mağlubiyet kutlanıyor anlaşılan
anlaşılan
hoş geldin
anlaşılan hoş geldin
ve anlaşılıyor şimdi yüzümdeki tebessüm
yüzyıl öncesinden çıkıp da gelen
en sevdiği oyuncağını bulmuş gibi sevinen
öldü sandığını yaşarken gören gibi
en sevdiğim şarkıların en olmadık zamanlarda çalınması gibi kulağıma
ben şarkı mı dinliyorum yoksa gözlerin mi baktığım
ve sevmek
ve sevmek denilen ne varsa
bir şiir okurken
üşürken
hazır karşımdayken Haydarpaşa ve cümle vapur cümle yolcu yolculuk bekleyen
ve sevmek diyorum
sesine ses katarken bir şarkının içinden geçmekle eş değer


Unuttuğum cümle kelime için affet beni
yazamadığım cümle harfiyat gözlerinde
ve burada işte burada
içimde kıyılan ne varsa
bitirdiğim bütün yollardan birdenbire ardıma dönüp de bakıyorum sana
ve hafif kıvrımlı bir yol ortasındayız seninle
yüzün bana dönük
gözlerin gözlerime manzaralar döküyor
çok susamış bir kuşa su içirir gibi avucundan
bunun ne demek olduğunu ancak bir kuş bilir
sorma bana
sorma bana
sorma ve affet unuttuğum cümle sözcük için
yazamadığım ne varsa gözlerinde işte
dur koşma aynalara
göremediğin ne varsa aynalarda
gözlerimde
gözlerim kayıp gecede
unuttuğum, hatırladığım, sevdiğim, umut ettiğim ne varsa
ne varsa inandıran
ve şükürler olsun dedirten durup durup
çıkar geri kalanları
çıkar yara dediğin ne varsa
ve karartan bütün sayfaları
geriye kalanlar
orada işte
gecede saklı...

Çarşamba, Kasım 25, 2015

Bir Gece Masalı

Mucizelerden bahsetmek istiyorum (size)
hani öyle peygamberlik ilan ettiren
arkanıza dönüp dönüp baktığınız anları anımsayın şimdi
şimdi hiç bitmesin dediğiniz şarkılar
hiç bitmesin dediğiniz filmlere gidin bakalım usulca
en karanlık anı ardınızda bıraktığınız anlar da olur
onları da koyun
anneniz ölmüştür mesela
meselaya kızarsınız
ve gereksizliğine gereksiz örneklerin
bir insanın annesinin  ölmesinin
nasıl bitmek bilmeyen bir zincirleme çaresizlik tamlaması olduğunu
evet alın onu da koyun
sonra biraz yürüyün
SAĞ MI SOL MU?
BU KEZ SEN SEÇ
mucizelerden bahsetmek istiyorum
kafanızı kaldırıp göğe
anlamaya çalıştığınız
ama nafile
nafile bütün o bakışlar
pekala farkındasınız
evet biz geçiyoruz yanınızdan
evet az önce oradaydık
evet öpüştük
evet oturduk sonra
çay içtik
gergef işler gibi
KALKALIM MI DEDİM
HERKES DUYDU
OLUR DEDİ GECE
KALKALIM
bir dakika susar mısınız artık?
Bakın çok ciddiyim!
mucizelerden bahsetmek istiyorum size
ÇAY İÇERSİN DEĞİL Mİ?
OLUR
İKİ ÇAY ALABİLİR MİYİZ?
mucizelerden
bir demlik çayı iki bardağa ayıran mucizelerden mesela
mesela durup durup kahkaha attıran
susup susup aynı şarkıyı çalan kulaklarımdan
ve aklımda bin sorudan ilki
şimdi ne yapar?
ne yapar denizde balık
dalda yaprak
yaprakta kurt
kurtta ağır bir iftira yarası
yarada kan
kan da o bildiğiniz ılıman iklim
iklimde en soğuk havalar bana mısın demeyen
havada kuş bulutta su
su da kuyular evet su da kuyular
mucizelerden bahsediyoruz değil mi
ve yusuf bağıran kuyulardan
gecenin tam ortasında
gecem diyen yusufum diyen geceye
sonra bir saz mı desem bağlama mı?
DUYDUN MU SEN DE?
EVET
İYİ DELİRMİYORUM DEMEK Kİ?
BİR ÇAY DAHA?
OLUR
iki çay söyler parmaklarım
mucizeyi uzakta aramayalım
en görünmeyen olur bazen en yakın
size mucizelerden bahsetmek istiyorum
usulca düşüren kendini
usulca ve fakat birdenbire
ve işte çiçek açtıran bahçedeki eriğe kasımın ortasında
unutturan unutulmaz dediğim ne varsa
SAĞ MI SOL MU?
SOL
ve işte biraz daha yokuş şimdi
biraz daha hafifim
biraz daha
biraz daha
SU İÇER MİSİN?
SODA
mucizeler size bizden bahseder
biz ise size mucizelerden
mucizeler neyi anlatırsa
biz de onu anlatırız
ben varım burada
gece var
yakup var yusuf var
kuyu var
su var
yürüdüğümüz
yürüyeceğimiz yollar
bir kanat çırpması var bir kuşun
yokluğu sonra
sonrası bir kuşun geride bıraktığı mı desem peşine taktığı mı
bir parça gökyüzü
çek diye içine
ellerine bırakmak istediğim
ellerin dedim de
denizden bahsetmiş miydim size?
hayır mı?
ellerin dedim ya işte
vapurlar kaldıran hani
bir mucizeden ötekine
anlatıp anlatıp güldüğüm






Cuma, Kasım 20, 2015

Efsun ile annem'e

Epeyce yorgunum
ölümler biriktiriyorum her gün
her gün annem ölüyor
her gün ağlamadığıma ağlıyorum
"ölümler var" demiş şairin biri
"ölümlerden önce"
sen niye benden önce öldün anne

Anne!
sen olsaydın şimdi yanımda
iyi bir insan olurdum ben yine
yanlışlarım az
kararlarım doğru
yalnızlığım sevecen
aşkım hakiki
ağlamalarım ağlamadığım için değil
Anne!
daha önce de sordum
çıkmadı sesin
anne
sen nerelere vardın şimdi
söylesene

Anne!
baksana
sorsana soruştursana
Efsun var mı oralarda
yüzünde kardeşinin
elinde kardeşinin
saçında kardeşinin izi
anne bir bak Allah aşkına
anne
anne

Böyle değil
böyle olmaz
annesi ölür müymüş insanın
insandan evvel
öyle
haber etmeden
uyandırmaya mı kıyamadın anne sabah erkenden giderken


Anne!
Biz şimdi çıksak gece ile yola
iki yanımız boş
gelsek karanlığın içinden
iki gölge olsak
kol kola
kaç yıl kaç ay kaç gün uzak orası
çıksak şimdi
bıraksak
sesini piyanonun,
kemanın,
gramafonun
söyle
hangi dağın ardı orası
hangi gölün dibi
hangi denizin
hangi okyanusun ötesi


Yüzüme yağmur dokunuyor anne
anne
sanki ellerin dokunuyor gibi
hangi buluttasın anne
anneler gökyüzüdür demiş midir bir şair bilmem lakin
sen benim gökyüzümsün anne
ben gelmeden
gideceğim yerdesin
benimle yoldasın
önümdesin
ardımdasın
gecemde
gündüzümde
sağımda solumdasın
aklımı kaçırsam neye yarar
aklım aklımda yokken bile
sen ordasın

Anne!
oradasın
oradaysan ölmüş olamazsın
hem ölür müymüş
annesi insanın
insandan evvel
yaşamak bildiğimiz bu hengame
ölüm müymüş meğer?
yaprak değiyor yüzüme anne
sanki ellerin değiyor
hazan mısın sen anne?
kendini kendinden döken
on yedi ekim sabahı...
anne
anne
ne olur
bir şey söylesene!


Çarşamba, Kasım 18, 2015

Bu dünya olmamış kardeşim
tükenmez hüzün yapmışlar
ardı olmayan gam
ölen anneler yapmışlar gencecik yaşlarında
sesi çok yorgun babalar
gelmeyen sevgililerle dolmuş
bu dünya
olmamış kardeşim
dokuzunda ölen çocuk yapmışlar
kendini kendiyle patlatan insan çok
bu dünya olmamış kardeşim
bitmeyen yol koymuşlar yoluma
gelmeyen tren
çalışmayan gar
kalkmayan vapur
uykuma kabuslar
sabahıma bu da ne dedirten yorgunluk
tırnağımda batık var kardeşim
bir ağaç gibi devrilen etime
bu dünya olmamış kardeşim
üç liraya çay
sekiz liraya çorba
yalan desen bini bir para
açlık bedava
bu dünya olmamış kardeşim
kocaman bir yalnızlık okyanus niyetine
daldıkça boğulduğum yüzme bilmez halimle
bir o kadar keder
dağlara öykünen
bu dünya olmamış kardeşim
bitmeyen özlem yapmışlar
ölünce gelmeyen anneler
söylenecek gibi olan
dilimin ucunda sevgiler
susan susturulan
bu dünya olmamış kardeşim
eyleme artık ne olur bak vakit gece olmuş
gideyim artık ben...
Ne diyorduk?
Evet susuyorduk
birbirimize yaralarımızı gösterirken
fonda hicaz bir sonbahar yaprağı düşüyordu
pencerem ağlamaklı
teskin etmek için çekiçle vuruyorum
bana mısın demiyor?
ayaklarım kan revan
"bu halde"
diyor annem
"nereye gidiyorsun?"
Susuyorum
elim dilimi bağlamış
sandalyeler çoktan devrilmiş
son şarkı söyleneli olmuş epey bir zaman
esin tam ortasındayız
çıt çıkmıyor gecenin ağzından
gözlerinde daktilo ile yazılan bir kaç tebessüm
elleriyle aralayacak oluyor dallarını ağacın
boşlukta savruluyor elleri
boşlukla dolan bir boşlukta
kendine çarpıyor
kendini
kendinden af diliyor
affediyor kendini
kendini bir yerlere davet edecek oluyor
susuyor gene
susuyor
bir şey diyecek gibi susuyor
söylemekten vazgeçmiş gibi susuyor
bir daha hiç konuşmayacak gibi susuyor
alıp başını gidecekmiş gibi
yıkılan evler gibi
kapanan fabrikalar
açlık grevinde gibi susuyor
ne diyorduk
evet susuyorduk...


Pazartesi, Kasım 16, 2015

Ve şimdi kameralarımızı Boğaz'a çeviriyoruz
Sonra ağlaşıyoruz hep bir ağızdan
En büyük yalanımız bu
aynı acıyı paylaştığımızı sanıyoruz
anlatıyoruz
kıyıda köşede
otobüste
bir ağacın altında
bir bankın yanında ayak üstü
oturamayacak kadar meşgulüz
uzağız, bir nefes alamayacak kadar yan yana
yakınlığımız en büyük yanılgımız
gülüyoruz
ne büyük bir lütuf
gülüyoruz
ve hemen inanıyoruz
inanmayalı kaç zaman olmuş
anlıyoruz
hiçbir şey anlamadığımızı anlıyoruz
paradoxu bir ilaç adı sanıyoruz
bu arada nasılsınız?
neyse
dur bir dakika deyip susturuyoruz
halini hatrını
biz aslında birbirimizi dinlemiyoruz da
sıranın bize gelmesini mi bekliyoruz (?)
Pardon bir daha söyler misin?
Neyi?
Neyse!
Ne güzel olmuş saçların
Efendim?
Elbiseni diyorum
Ne olmuş?
4.2 diyorlar
deprem olmuş
Ve şimdi hava durumu için
hep beraber dışarı çıkıyoruz
Üşüyoruz
soğuğun sizce de birleştirici bir yanı yok mu?
Bu arada siz kimsiniz?
Elinizdeki şaraba bakılırsa
biraz bilgesiniz
sakalınız da cabası
ne zaman geldiniz?
kokuyorsunuz
Gider misiniz?
ve kameralarımızı kendimize çeviriyoruz
yüzümüzde hep aynı gülümseme
çenemiz biraz yukarıda
muzip mi muzipiz
akşam bize gelsenize
hep beraber mandalina soyar
selfie çekeriz